Rusya’nın Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü savaşta insansız hava araçlarının (İHA) oynadığı rol, modern savaş anlayışının değiştiğine dair güçlü bir uyarı niteliği taşıyor. Reaktion Group’un kurucusu ve CEO’su Joshua Kroeker, kaleme aldığı analizde, Rusya’nın Ukrayna’daki kritik altyapıyı hedef alan drone stratejisinin yalnızca cephe hattını değil, toplumların dayanıklılığını ve siyasi istikrarını da hedef aldığını vurguladı.
Kroeker’e göre, Rusya–Ukrayna savaşı, İHA’ların destek unsuru olmaktan çıkıp stratejik baskı aracı haline geldiği ilk büyük ölçekli çatışma olarak öne çıkıyor. Uzun menzilli saldırı dronları, dolaşan mühimmatlar ve keşif sistemleri; enerji üretim tesisleri, iletim hatları, ısıtma sistemleri ve sanayi altyapılarına yönelik sistematik bir yıpratma kampanyasında kullanılıyor.
Altyapı hedefli yıpratma stratejisi
Analizde, Rusya’nın özellikle Ukrayna’nın enerji ve ısıtma altyapısını tekrar eden saldırılarla hedef aldığına dikkat çekiliyor. Amaç, altyapıyı kalıcı olarak yok etmekten ziyade; onarım döngülerini kesintiye uğratmak, hava savunma sistemlerini tüketmek ve sivil nüfus üzerinde kümülatif ekonomik ve psikolojik baskı oluşturmak olarak değerlendiriliyor.
Kroeker, saldırıların ardından yapılan onarımların kısa süre içinde yeni İHA dalgalarıyla yeniden devre dışı bırakıldığını, bunun da zincirleme arızalara yol açtığını belirtiyor. Yazının kaleme alındığı dönemde Kiev’deki konutların yaklaşık yüzde 70’inin günün belirli saatlerinde elektriksiz kaldığı, ısıtma ve sıcak suya erişimin ise sınırlı olduğu ifade ediliyor.
“Ekonomik yıpratma” uyarısı
Analizde öne çıkan bir diğer başlık ise savunmanın maliyeti. Ukrayna ve müttefiklerinin, nispeten düşük maliyetli dronlara karşı pahalı hava savunma füzeleri kullanmak zorunda kaldığına işaret ediliyor. Bu durumun uzun vadede savunmacı taraf için sürdürülemez bir ekonomik denge yarattığı vurgulanıyor.
Kroeker, Avrupa ülkelerinin mevcut hava savunma mimarilerinin uçak ve balistik füzelere göre tasarlandığını, kitlesel ve düşük maliyetli insansız tehditlere karşı yeterince uyumlu olmadığını savunuyor. Ona göre, benzer bir senaryonun barış zamanındaki Avrupa’da yaşanması durumunda, elektrik kesintileri ve sanayi duruşlarının ciddi siyasi krizlere yol açması kaçınılmaz olabilir.
Kritik altyapı yeni cephe hattı
Yazıda, savaşın sivil altyapı ile cephe hattı arasındaki sınırları tamamen ortadan kaldırdığına dikkat çekiliyor. Enerji, su, iletişim ve ulaşım sistemlerinin artık “arka alan” olmadığı, doğrudan hedef haline geldiği belirtiliyor. Rusya’nın Aralık 2025 ve Ocak 2026 boyunca Ukrayna’nın enerji ve ısıtma tesislerine neredeyse haftalık saldırılar düzenlediği hatırlatılıyor.
Bu bağlamda Kroeker, Avrupa enerji altyapısının da benzer kırılganlıklara sahip olduğuna işaret ediyor. Merkezi ve dijital olarak yönetilen şebekelerin, sınırlı sayıda kritik düğüme bağımlı olduğu, bu düğümlerin devre dışı kalmasının ulusal çapta etkiler yaratabileceği ifade ediliyor.
“Savunma anlayışı yeniden düşünülmeli”
Analizde, yalnızca hava savunmasını güçlendirmenin yeterli olmayacağı belirtilerek; altyapıların sertleştirilmesi, üretimin dağıtık hale getirilmesi, hızlı onarım kapasitesi ve yedek parça stoklarının kritik öneme sahip olduğu vurgulanıyor. Kroeker, Ukrayna’nın sistemlerin tamamen çökmesini önlemek için büyük bedeller ödediğini, Avrupa’nın bu dersleri saldırı altında kalmadan önce çıkarması gerektiğini savunuyor.
Psikolojik ve siyasi baskı boyutu
Drone saldırılarının yalnızca fiziksel değil, psikolojik ve siyasi etkiler yarattığına da dikkat çekilen analizde, sürekli saldırı tehdidi ve belirsizliğin toplumlarda güven erozyonuna yol açtığı belirtiliyor. Kroeker’e göre bu tür operasyonlar, siyasi savaşın bir aracı olarak da değerlendirilmeli.
“Avrupa için açık bir uyarı”
Sonuç bölümünde Kroeker, Ukrayna’daki savaşın Avrupa için istisnai bir durum olarak görülmesinin tehlikeli bir yanılgı olduğunu ifade ediyor. Kritik altyapının korunması, düşük maliyetli insansız tehditlere karşı katmanlı savunma ve toplumsal dayanıklılığın artırılmasının, Avrupa savunma planlamasının merkezine yerleşmesi gerektiği vurgulanıyor.
Analize göre Ukrayna, bu dönüşümün bedelini sahada öderken; Avrupa’nın hâlâ önceden öğrenme ve hazırlanma şansına sahip olduğu belirtiliyor.





